Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 17 °C
Hafif Yağmurlu

Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u Rahmetle Anıyoruz

11.12.2018
A+
A-

Mehmet Akif Ersoy… Ruhu Şad Olsun. Rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz…

Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u Rahmetle Anıyoruz

20 Aralık 1873 tarihinde soğuk bir kış mevsiminde İstanbul’da gözlerini dünyaya açan Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY, tam bir karakter ve duruş adamıdır. Gittiği bütün okulları birinciliklerle bitiren, ülke dara düştüğünde memleket memleket gezerek insanları düşmana karşı örgütleyen, yazması söylenen İstiklal Marşı karşılığında alacağı parayı kabul etmeyerek bağışlacak kadar onurlu bir şairdir.

Nevruz’a Şiirinde yazdığı ifadelerle aslında kendi karakterini yansıtmaktadır:

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz? 
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.
Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme; 
Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.

Milli Şairimizin hayatından kısa bir kesit sunalım:

Emine Şerif Hanım’ın ve Fatih Camii medrese hocalarından olan Mehmet Tahir Efendi’nin oğlu olarak İstanbul’da doğdu.  İlkokul yıllarında babasından Arapça öğrenmeye başladı.

Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Akif Ersoy Rüştiye’deki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde hep birinci oldu.

Rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’nekaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetti. Ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaparak aileyi bu eve yerleştirdi.

Mehmet Âkif öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olanZiraat ve Baytar Mektebi’ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.

Okul yıllarında spora büyük ilgi gösteren Mehmet Akif Ersoy mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan’dan güreş öğrendi.

Şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaştı. 6 ay içinde Kuran’ı ezberleyerek hafız oldu. 1895′te Mektep Mecmuası’nda “Kuran’a Hitab” adlı şiiri yayımlandı.

Memuriyet hayatı başladıktan sonra edebiyata olan ilgisini şiir yazarak ve edebiyat öğretmenliği yaparak sürdürdü. Resimli Gazete’de, Servet-i Fünun Dergisi’nde şiirleri ve yazıları yayımlandı. 

Âkif, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül’ula Mardin’in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. Milli Mücadele’yi destekledi ve Ankara’ya gidip 1. Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili oldu. Balkan Savaşı, Çanakkale Muharebeleri ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunup, Balıkesir’e giderek 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii’nde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Halkın beklenmedik ilgisi karşısında daha birçok yerde hutbe verdi, konuşmalar yaptı ve İstanbul’a döndü.

1921’de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı. Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey’in teşvikiyle ikna oldu. Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü Milli Marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı. 

Mehmet Akif Ersoy tüm şiirlerini 7 kitaptan oluşan “Safahat” adlı eserinde toplamıştır.

Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Milli Şâirimiz Mehmet Âkif ERSOY, 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü.

Son günlerinde;

“Çöz de Ya Rab yükümün kördüğüm olmuş bağını,

Bana çok görme ilahi, bir avuç toprağını.”

Şeklinde ölümü arzulayan duygularını dile getiriyordu Mehmet Akif.

Ölüm döşeğindedir. Ablasının evinde yatarken ziyaretgâha dönen odasında, gözleri yaşlı, şöyle mırıldandığı duyuluyordu: “Meğer seviyorlarmış beni.”

O, gerçekten yalnız ve münzevi bir hayat sürmüştü son yıllarında. Bu nedenle şöyle diyordu:

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,

Günler şu heyûlâyı da, er geç silecektir.

Rahmetle anılmak… Ebediyet budur, amma,

Sessiz yaşadım, kim, beni nerden bilecektir?

Bir cenaze arabası, dört görevli asker, puslu bir 27 Aralık 1936 sabahı sessizce ölen Milli Şairimizi almaya gelmişti. Fakat o sabah da ziyaretine gelen üniversiteli gençler vardı. İstiklal Şairinin öldüğünü ve böyle sessizce gömüleceğini öğrenince buna razı olmadılar. O on bir gençten birisi rahmetli Fethi Tevetoğlu’ydu. Öyle tekerlekler üstünde mi gidecekti naaşı soğuk soğuk? Milli Şairimizin cansız bedenini omuzlarına aldılar, Mısır Apartmanı’ndan ta Bayezid Camiine kadar taşıdılar… Kefenini Türk bayrağına sardılar! Böylece Akif, “Çatma kurban olayım çehreni..” diye ağladığı büyük aşkına, Türk bayrağına sarılarak gömülen tek insan oldu!

Milli Şairimiz Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır.

Ruhu Şad Olsun. Rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz…

maarifim banner
Maarifim
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.